Cinsel Suçlarda Şüphelilerinin Saik ve Motivasyonu

Bu yazıyı paylaşın:

Cinsel Suçlarda Şüphelilerinin Saik ve Motivasyonu

Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda algının aksine failler çoğu zaman ne sapık ne de zararlı kimselerdir. Zor kullanarak bir kadını kaçıran ve ona tecavüz eden fail ağır bir cinsel suçlu olmakla birlikte her zaman sapkın cinsel arzuları olduğu anlamına gelmemektedir. Diğer taraftan, ileri derecede bir mazoşist bir kişi kendisine elem çektirmek suretiyle şehvet hissi duyduğu halde ömründe herhangi bir cinsel suç işlemeyebilir. Cinsel suçlarda işlenen suç bakımından hafifin­den ağırına doğru bir ilerleme görülmez. Örneğin, bir ekzibisyonistin (kendini teşhir edenin) ırza geçme suçunu işleyebileceği düşünülemez. Ekzibisyonist, ruhundaki endişeyi kendi cinsel organını yabancıya sürpriz bir şekilde teşhir ederek çözümlemekte; ruhundaki bunalım ve endişeyi bu yöntemle hafifletmektedir. Paradoksal bir ifade ile ek­zibisyonizm kendisi için doyurucu olmuştur. Kişi bu yöntem yerine bir diğerini ikameye muktedir değildir; cinsel sapıklar kendileri için memnuniyet veren fiillerde ısrar ederler[1].

      Yapılan araştırmalara göre, cinsel suçlular aşırı bir cinsel arzuya da sahip de­ğildir. Cinsel suçlardaki sorun cinsel organlardan çok beyinden kaynaklanmaktadır. Keza çoğu zaman sapkın cinsel davranış içerisinde olun kişiler kısmen veya tamamen cinsel yönden iktidarsızlık içerisindedirler, hatta bazıları, eşleri ile de cinsel ilişki kuramamaktadır. Bu nedenle, cinsel suçluların castration (kısırlaştırma) veya sterilisation’u kuşkuludur[2].

            Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların sınıflandırılması üzerine yapılan çalışmalarda, teşhislerini kesinlik göstermemesi, farklı kişilerin yargılarındaki eksikliği ve alt-gruplardaki kesişmeler ge­leneksel zorluklar saptanmıştır. Ancak bu suçların bazı türlerinde, güç gösterim arzusu ile hiddetlenme, sadizim ve antisosyal davranış dozundaki fazlalığı ana konularında benzerlik göstermektedir. Bu temel konular dikkate alındığında cinsel dokunulmazlığa karşı suçların tekrarının önlenmesi için tedavinin etkili olacağı söylenebilir[3]. Erişkin cinsel suç faillerinin çoğu cinsel suç oluşturan davranışlara ergenlik döneminde başlamakta ve cinsel yönden saldırgan olan genç bir erke­ğin tedavi görmediğinde yaşamı boyunca ortalama 300 kadar cinsel suç işleyebileceği beklenilmektedir[4].

            Tehlikeli cinsel suçlulara karşı halkın korunması amacıyla ABD’de (17 Mayıs 1996 tarihli Federal bir yasa ile) devletlere, cezaevlerinden tahliye edilen ve mahallelerinde ikamet eden tehlikeli suçlulardan hal­kın bilgilendirilmesi mecburiyeti getirilmiştir. Bu mecburiyet denetimli serbestlik koşuluyla salıvermenin bir şartını oluşturmaktadır. Bu bilgilendirme Scarlet damgası olarak da adlandırılmıştır[5].

            I- Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçların İşlenme Motivasyonu

            Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar en ağır şiddet içeren suçların başında gelmektedir. Yanlış olmasına rağmen yaygın bir inanışa göre, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların nedeninin cinsellik olduğu düşünülmektedir. Oysa cinsel saldırı ile ilgili yapılmış çalışmalar saldırıda etkili birincil faktörün şiddet olduğunu göstermektedir. Birçok saldırıda cinsellik amaçtan çok araçtır.

            Bu suçların işlenmesi toplumsal bir sorun haline gelmektedir ve bunlarla etkili bir mücadele yapılmalıdır. Başka bir değişle bu suçlarla mücadele edilmesi adına farklı kaynaklardan bilgiler toplanmalı ve her açıdan analiz edilmelidir. Saldırganın davranışını anlamak ve bunun sistematik bir gidişatın parçası olup olmadığını değerlendirmek için suçlu sınıflandırılmasına yönelik çalışmalar yürütülmelidir[6].

            Bu anlamda, cinsel saldırıların önlenmesi ve faillerin yakalanması için cinsel saldırganların sınıflandırılması önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Birçok cinsel saldırı olayı, mağdurların toplumun olumsuz yargıları ya da olayı ispatlayamama kaygısı nedeniyle olaylar adli makamlara intikal etmemektedir. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların failinin tipolojisinin belirlenmesi, saldırganın davranışlarını anlamada, bir sonraki suç davranışını öngörmede ve onu yakalamada yardımcı olacak ve bunun geri dönüşü olarak, problemin gerçek boyutlarına ışık tutacaktır. Sınıflandırma yapılmasının bir diğer faydası, saldırganın içinde bulunduğu psikolojik durumu anlamak da, yeni öneriler getirme de ve olası sanıklarla görüşme teknikleri geliştirmede de yardımcı olacaktır.

            Cinsel saldırganlara yönelik yapılmış birçok sınıflandırma, saldırganın motivasyonu ve saldırı olayının analizine dayanılarak yapılmıştır. Suçlu Davranışı üzerine en önemli rehber kitaplardan biri olan ‘Suç Sınıflandırması El Kitabı’nın (Crime Classification Manual) yazarları çeşitli sınıflandırmaları birleştirmeye çalışmış ve evrensel olarak kabul edilen bir cinsel saldırgan tipolojisi oluşturma girişiminde bulunmuşlardır. Sınıflandırmaları çoğunlukla Groth ve arkadaşlarının (1979) oluşturduğu sınıflandırmaya dayanmaktadır. Karşılaştıkları yeni vakalara ve ilgili konu hakkında yapılan yeni çalışmalara dayanarak bu sınıflandırmayı değiştirmiş ve gözden geçirmişlerdir. Sonuç olarak, güç, ırk ve cinsiyet faktörlerine dayanan dört temel tecavüzcü kategorisi ortaya çıkarmışlardır[7].

            Güç pekiştirme eğilimli olan cinsel saldırganlar:

            Bu gruba dahil cinsel saldırganlar diğer bütün cinsel saldırganlara göre şiddete en az başvuranlardır. Bu grup saldırganların temel motivasyonu cinsellik olmasına rağmen amaçları düşük özgüvenlerini yükseltmek ve erkekliğine olan güvenini tazelemek ya da geri kazanmaktır. Gerçekleşen cinsel saldırı için saldırganın düşüncesinde mağdurun zevk aldığı fantezisi yer almaktadır. Tecavüzü gerçekleştiren kişi sosyal olarak yetersizdir bununla birlikte mağdura karşı nazik olmaya çalışır. Mağdurun zihinsel ve fiziksel sağlığı onun için önem taşıdığından, mağdura kasten zarar vermeyecektir. Silah kullanımı yalnızca olay üzerinde kontrol sahibi olmak içindir. Mağdurdan hatıra almaya ve saldırılara dair çetele tutmaya sıklıkla rastlanır. Bu tür cinsel saldırılarda saldırgan mağdur ile tekrar bağlantıya geçmeyi deneyebilir[8].

            Güç gösterisinde bulunan cinsel saldırganlar:

            Bu gruptaki cinsel saldırı failinin temel motivasyonu erkekliğin dışa vurmak ifade etmektir. Saldırgan erkek olduğu için diğerlerinde kendini üstün görmektedir ve bu da ona cinsel saldırıda bulunma ayrıcalığını verdiği inancını taşımaktadır.

 Saldırıları sırasında, mağdurları üzerinde orta veya aşırı güç kullanımı vardır ve kim olduğunu saklamaya çalışmaz. Sıklıkla maskülenlik hissini yükselten bir işe sahiptirler. Eğitim seviyelerinin liseden yüksek olması pek beklenmez. Güç pekiştirme eğilimli olan cinsel saldırganların aksine, saldırılarından sonra mağdurla tekrar bağlantı kurmaya çalışmazlar[9].

            Öfke misillemesinde bulunan cinsel saldırganlar:

            Öfke misillemesinde bulunanların birincil motivasyonu agresyondur. Bunlar öfkesinin ifade etmek dışa vurmak için cinselliği bir araç olarak kullanırlar. Bu grup saldırganlar cinsel saldırı plansız olarak gerçekleştirirler. Keza cinsel saldırı, kişiyi aşırı derecede öfkelendiren negatif olaylar sonrasında ortaya çıkan dürtüsel bir davranıştır. Bu tür cinsel saldırılarda, mağdur sıklıkla saldırganın yaş grubundandır ya da biraz daha büyüktür ve mağdur saldırganın gerçek ya da hayal ürünü yaraları yüzünden nefret ettiği kişileri temsil etmektedir. Sosyal olarak yeterli olan saldırgan kendini genellikle atletik ve maskülen biri olarak tanımlar. Saldırıları sırasında, hiddetinin sonucu olarak aşırı güç uygular. Elverdiği takdirde silah kullanır, genellikle ayaklarını ve yumruklarını tercih eder[10].

            Sadistik cinsel saldırılar:

            Bunlar cinsel saldırıyı cinsel agresif fantezilerinin ifadesi olarak kullanırlar. En tehlikeli olan tiptir, çünkü davranışları için hiçbir zaman pişmanlık duymazlar ve tecavüz etmeye devam ederler. Mağduruna kasten zihinsel ve fiziksel acı empoze eder, aşağılar ve küçük düşürür. Karşılığında, mağdurun hissettiği aşırı korku ile cinsel olarak uyarılırlar. Cinsel kölelik bu tip tecavüz vakalarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur, çünkü mağdurun acizliği sadistik saldırganı yüksek oranda heyecanlandırır. Saldırıya geçmeden önce saldırıyı tüm detayları ile dikkatlice planlar. Zekidir ve eğitimi de ortalamanın üstündedir. İyi planlanmış, ayinsel faaliyetleri sırasında, genellikle mağdurun ölümüne yol açan, insanlıktan uzak bir şiddet kullanır. Saldırılar üzerine fantezi kurar ve bir sonraki saldırılarını kusursuzlaştırmak için mağdurları ile olan aktivitelerinin çetelesini tutarlar[11].

            Açıklanan bu dört gruba fırsatçılar ve grup cinsel saldırısı grupları da eklenebilir. Fırsatçı cinsel saldırganlar, başka bir suçun işlenişi sırasında (gasp, hırsızlık vb), üzerinde çok düşünmeden saldırıya karar verenlerdir. Birincil motivasyonları cinselliktir ve minimum oranda şiddet kullanırlar. Grup cinsel saldırısı, saldırganların ikiden fazla olduğu durumlardır. Bu tip saldırılarda kullanılan şiddetin oranı değişkenlik gösterir. Grup saldırılarında en kritik nokta grup dinamiği ve grup liderinin profilidir[12].

            Bu gruplandırma girişimi her ne kadar genel geçer olma iddiasında ise de suç ortaya çıktığı toplumun ürünü olması nedeniyle suç olan davranışı da etkilemektedir.

Cinsel suç işlemiş kimselerin paternleri ve motivasyonları kültürler arasında farklılıklar ve benzerlikler gösterebilir. Bundan dolayı bu çalışmada, diğer kültürlerin cinsel saldırgan tipolojilerini göz önünde bulundurarak, ulusal, kültürel özellikleri de içeren bir sınıflandırmanın ortaya konması hedeflenmiştir.

            Marmara bölgesinde bulunun cezaevlerindeki 109 hükümlü ile araştırma yapılmıştır. Analizler; mağdurların, vakaların % 40.37’sinde (n:44) yetişkin ve % 59.63’ünde çocuk olduğunu açığa çıkarmıştır. Vakaların % 70.64’ünde mağdur ve saldırganın olay öncesinde tanışıklığı olduğu görülürken, % 29.36’sında saldırgan yabancıdır. Cinsel saldırı vakalarının % 17.43’ü ensest ilişkidir. Yetişkine karşı işlenen cinsel saldırı vakalarının çoğunluğu (% 75) tanıdık saldırılarıdır. Çocuğa karşı işlenen cinsel saldırı vakalarında tanışıklık oranı ise % 67.69’dur. Yetişkine karşı işlenen saldırıların % 47.73’ünün güç kaynaklı olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra saldırıların % 9.09’unda sosyo-kültürel faktörlerin etkisi görülmektedir. Çocuklara yönelik cinsel saldırıların % 72.31’ini cinsel motivli saldırılar oluşturmaktadır.[13] Anılan çalışmanın sonuçlarında sanılanın aksine cinsel suç işleme motivasyonunun cinsel arzular olmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte çocuklara karşı gerçekleşen cinsel istismarı cinsel dürtülerle işlenmesine karışın yetişkinlere karşı gerçekleştirilen cinsel saldırılarda ön planda öfke ve güç gösterisinin olduğu anlaşılmaktadır Ancak cinsel suçları işleme motivasyonunu iç içi girmiş birçok nedenin oluşturduğu bir vakıadır.

            II- Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçların Tekrarının Önlenmesi

            Cinsel dokunulmazlığa kaşı suçların mükerrerliğini engelleme ya da azaltılması adına cinsel suç faillerinin tedavisi cezaevi personeli ile hükümlüler arasındaki ilişkinin niteliği ile hükümlülerin kendi aralarındaki ilişki önemli bir etkendir. Bu nedenle bu suçlardan hükümlü olanları cezaevlerinde bunlar için belirlenmiş özel yerlerde kalması gerekir. Cinsel suçtan hükümlü olanlar risk ve profili açısından değer­lendirilmeye tabi tutulmalı ve kendilerine cinsel suçlu progra­mı sunulmalıdır. Yine cezaevindeki tüm personele, cinsel suçluların düşünceleri, suçlu psikolojisi, mağdur psikolojisi ve program bilgisi konularında özel temel bir eğitim verilmelidir. Salıverilme sonrasında da özellikle denetimli serbestlik aşamasında yer alan görevlilerin suçluların tedavisi noktasında eğitilmesi, cinsel suç faillerinin takibi yapılmalıdır[14].  

            Cezaevlerinde cinsel suç faillerinin, hükümlülerin tedavisi adına ülkemizde yapılmış bir uygulama bulunmamaktadır. Ancak ülkeler arasında Kanada modeline yönelmenin olduğu bilinmektedir. Bu kapsamda cezaevinde geçen süre önemli olacaktır. Bu süre içerisinde hükümlünün haftalık periyodlarda tedaviye tabi tutulması gerekecektir. Diğer zamanlarda ise koğuşta veya odasında ve diğer hükümlülerle birlikte atölyelerde geçirmesi söz konusu olacaktır. Bu süreçte egemen olan varsayım, psikolojik ortamın çok önemli olduğu ve bunun de­vamlılık göstermesidir. Bu ortamdan yoksun olanların, ka­dına, eşitliğe ve sosyal kurallara karşı olumsuz duygular besleyebile­ceği bilinmektedir. Bu bağlamda cezaevi kültürüne özgü bir oluşum, psikopat türünde kişilerin ekseriya beslenen düşüncelere ve gayri res­mi kurallara egemen olmasıdır. Kuşkusuz, bu türden bir ortam tedavi çabalarını etkisiz bırakacaktır[15]. Bunlarla birlikte cinsel suç faillerine ne türden bir tedavi programı uygulanırsa uygulansın, insan onuru ile bağdaşmayan bir hal almamalı, hürriyetten yoksunluk insana saygıyı sağlayıcı maddi ve manevi koşullarda ve Avrupa cezaevi kurallarına uygun bir biçimde gerçekleştirilmelidir[16].

      Türkiye’de cinsel suçluların mükerrerliği konusunda yapılmış bir araştırma olmamakla beraber cinsel suçluların çoğunun cezasını çek­tikten sonra suç işlemedikleri görülmektedir. Nitekim 2010 yılı verile­rine göre TCK 102-105. maddelerinden hükümlü olan suçlu sayısı 1120 olup, bunlardan 21’i (%1,8) hakkında TCK 58. maddesi uygulanmıştır[17].

      Tedavi programları cinsel suçlulardaki mükerrerlik oranını (yeni­den suç işleme riskini) azaltarak kamu güvenliğine katkıda bulunabilir­se de, tüm tedavi programlarının etkili olduğu görülmemiş­tir. Risk yöneticileri (disiplin kurulu, idare kurulu, infaz hâkimliği) herhangi bir tedavi programının varlığının, yokluğundan daha iyi olduğunu varsayamaz. Bir suçlunun mükerrerliğinin tedaviyle azaltılabileceğine karar verme öncesi değerlendiriciler, sağlanan tedavinin uygunluğunu irdelemelidirler. Bu anlamda uygun olan tedavi programı olarak, özellikle bilişsel-davranış tedavisi ve sistematik tedavilerdir. Fakat unutulmamalıdır ki, hiçbir tedavi programı suç işlemeyi sonlandıracağını garanti edemez[18].

            SONUÇ

            Çağımızın getirdiği teknolojik gelişmeler ile iletişimden alanındaki ilerlemeler suçların ortaya çıkmasında da etkisini göstermektedir. Belki de iletişimin bu aşamada olmadığı bir zamanda işlenen suçların açığa çıkması da bu kadar yaygın değildir. Bu durum suç işlemenin, suçluğun artığı algısını da oluşturmaktadır. Tabi ki artan nüfusun doğrusal olarak suç işleme sayısını da yansıdığı bilinmektedir. Bu nedenle suçların önlenmesi daha da önem kazanan bir durumu olmaktadır.

            Cinsel dokunulmazlığa karışı işlenen suçlar günümüzdeki yansımaları nedeniyle ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu suçlarla mücadele adına kanun koyucunun çeşitli tedbirler almadığını söylemek haksızlık olacaktır. Ancak alınan bu tedbirlerini amaca uygun olduğunu ya da bu suçların önlenmesinde etkili olduğu söylemekte iyimserlikten öteye bir şey değildir. Örneğin topluma mal olmuş bir olay sonucunda kanun yapıcı irade bir tepki olarak Türk Ceza Kanunu’nda yer alan cinsel dokunulmazlığı koruyan suçlarda öngörülen ceza miktarını artırmıştır. Bu klasik teorinin bir kabulü olarak karşımıza çıkmaktadır. Buradaki amaca cezaların artırılması ile caydırıcılığın sağlanması ve bu şekilde bu suçların işlenmesinin azaltılması ya da bitirilmesi amaçlanmıştır. Ancak gerçekte olan ise hiçbir etkisinin olmadığıdır. Keza yapılan bu yasal değişikliğin bir tepki sonucu gerçekleşmesi nedeniyle gözden kaçırılan birçok husus kanunlaşmıştır. Bu nedenle yakın bir zamanda Anayasa Mahkemesi çocukların nitelikli cinsel istismarının düzenleyen maddeyi Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. Temel gerekçe ise cezaların fazlalığın noktasındadır.

            Cinsel suç faillerinin bilişsel davranış tedavisi ile tekrar benzer suçları işlemesinin önüne geçilebileceği inancı yüksektir. Ancak yapılan çalışmalar göstermektedir ki, bu tedavi programına katılanlar ile katılmayanların yöntemine uygun olarak karşılaştırıldığında aralarında tekrar suç işlenmesinin önlenmesi adına aralarında çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. Fakat bu suçların engellenmesi adına cezaların artırılmasının da önemli bir etkisinin olduğu söylenemez. Bu nedenle bu suçlarla mücadelede dikkat edilmesi gereken faili bu suçu işlemeye sevk eden motivasyonun ne olduğunun belirlenmesinden sonra oluşturulan gruplara uygun tedavi yöntemlerinin geliştirmesi olacaktır. Bu yöntemin cinsel suçların tekrarlanmasının önlenmesinde daha fazla fayda vereceği açıktır. Tabi ki bu tedavi programının içerisinde salıverilmeden sonra da bu kişilerin takibi de yer almalıdır.


[1]           Mustafa Tören Yücel, “ Cinsel Suçluların Tretmanı”, TBB Dergisi, Y. 2011, S. 94, s. 69- 70.

[2]           Yücel, a.g.e., s. 71.

[3]        Janice K. Marques, ve diğerleri, “Effects of a Relapse Prevention Program on Sexual         Recidivism: Final Results From California’s Sex Offender Treatment and Evaluation Project                (SOTEP)”, Y. 2005, s. 79 vd.        

[4]           Yücel, a.g.e., s. 70.

[5]        “ Nathaniel Hawthorne’nın The Scarlet Letter adlı klasik eserine konu de gayri meşru ilişkiden   hamile ka­lan genç bir kadının elbisesinin göğüs kısmı üstüne zinayı ifade eden (Adultery)   büyük bir A harfini görünür şekilde taşımaya icbar edilme­si hikaye edilmektedir. Nitekim,       çocuğa cinsel tecavüz suçundan iki kez hüküm giyen bir cinsel suçlunun davasında, beş yıllık    denetimli serbesti yaptırımının bir şartı olarak arabasının her iki taraftaki kapısı ile      ikametgahının önüne üç inç (7.62 cm) büyüklüğünde “TEHLİKE­Lİ CİNSEL SUÇLU;        ÇOCUKLAR GİREMEZ” ibaresinin konulmasına hükmedilmiştir.” Yücel, a.g.e., s. 72.

[6]           Z. Belma Gölge/ M. Fatih Yavuz, “ Cinsel Saldırı Olgularının Suç Motivasyonuna Göre   Sınıflandırılması”, Adli Tıp Dergisi, Y. 2007, S. 21/2, s. 5.

[7]           Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 5.

[8]           Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 6.

[9]           Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 6.  

[10]          Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 6.

[11]          Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 7.

[12]          Gölge/ Yavuz, a.g.e., s. 7.

[13]          Araştırmanın metod ve bulguları için bkz: Gölge/ Yavuz, a.g.e., s., 9 vd.

[14]          Yücel, a.g.e., s. 72.

[15]          Yücel, a.g.e., s. 73.

[16]          Mustafa Tören Yücel, Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi, Türkiye Barolar Birliği         Yayınları, Ankara 2007, s. 430.

[17]          Yücel, a.g.e., s. 78.

[18]          Yücel, a.g.e., s. 78-79; Marques ve diğerleri, a.g.e., s. 88 vd.

Diğer Yazılarımız

Hukuki Yayınlarımız

Cinsel Suçlarda Şüphelilerinin Saik ve Motivasyonu

Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda algının aksine failler çoğu zaman ne sapık ne de zararlı kimselerdir. Zor kullanarak bir kadını kaçıran ve ona tecavüz eden